toplu blog ortamı

Aşk bencildir, yalnız kendisini düşünür… / Hülya Deniz Ünal / Kültür Sanat

Aşk bencildir, yalnız kendisini düşünür…

Ahlâk, toplum içinde bireylerin uymak zorunda oldukları davranış biçim ve kurallarıdır. Bir de vicdan var ama. Kişiyi kendi davranışlarıyla ilgili düşünmeye yönelten, kendi ahlâk değerleri üzerinde dolaysız ve kendiliğinden yargılama sağlayan, doğruyu ve iyiyi yapma yükümünü de yükleyen içsel güç. Vicdanıyla cüzdanı arasına sıkışmış tipleri çok iyi tanıyoruz. Ancak insanların ceplerinden çıkıp kalplerine bakacak, aşkı sorgulayacaksak, vicdanıyla duyguları arasına hapsolmuş insanları konuşmamız gerekecek demektir.

Aşk, bir kimseye ya da bir şeye karşı duyulan aşırı sevgi ve bağlılık duygusudur. Aziz Nesin’in dediği gibi, kavuşulmayınca aşk olur. Tarihteki tüm aşk hikayeleri kavuşamayanlardan oluşmuştur. O nedenle yaşamaktadırlar. Aşk, karşı duruldukça çoğalan bir şeydir. Her türlü engel, bir çığ gibi büyümesi için bir neden oluşturur.Benim bildiğim kadarıyla kavuşan tek örnek Yusuf ile Züleyha’dır ki onların da kavuşana kadar ki öyküleri söylenceye dönüşmüştür. Kavuşmalarının sonrasına dair hiçbir bilgi yoktur.
Oscar Wilde’in “karşılıklı bir yanlış anlamadır” dediği şeydir aşk. Ancak yanlış anladığınız şey, tüm değer ve anlamları yüklediğiniz sizin olan bir şey’e dönüşür. Aşk, kurumsallaşmaya başlayıncaya kadar vardır. Yirmi yılı aşkın bir süredir “Pazar Sevişgenleri” ile “Şiyir Sevişgenleri”ni yazıp duran Metin Üstündağ’ın”Aşk bittiği zaman evlilik de bitmelidir” savı düşündürücüdür, derin okunmalıdır. Işte o zaman çoğu aşk cinayetlerinden oluşan gazetelerin üçüncü sayfa haberlerine bunca sık rastlamayız.
Bilinçli insanların yaşadığı toplumlarda herkes kendisinindir, başkalarının değil. Başkaları için yaşamak; azgelişmiş, bilinç düzeyi düşük toplumlara özgüdür. Doğal olarak diğer alanlarda olduğu gibi yaşanan aşklar da sağlıklı olmayacaktır. “Aşk herkes için olmasa da birçok kişi için kaçınılmaz olan bir durumdur,.aşk gereklidir. Daha da insan olabilmek için sonsuz sevinçlerle sonsuz acıları bir arada yaşayıp bilgeleşebilmek için aşk gereklidir. Aşk insanın sonsuzluğu duyumsadığı, ölmezliği sezdiği yerdir. Onun olmadığı yerde ne doğru dürüst sanat, ne bilim ne de felsefe gelişebilir.”*
Değerleri birbirine karşıt görünümler ortaya koyan iki kümede toplamamız uygun olur. Yarar değerleri,(ekmek, su v.b) yüce değerler(estetik ve ahlâki değerler) ki bizi insan yapan değerler de ikincilerdir. Estetik değerler güzel kavramında, ahlâki değerlerse iyi kavramında anlam bulur. Aşk değerleri, ahlâki ve estetik değerler arasında bir yer tutar(age). Afşar Timuçin; aşk bir yoldan çıkma hâlidir der. Çok haklıdır. Aşkın gelişi, aklın gidişidir. Atasözlerimize de girmiştir bu hâl; aşk başa gelince akıl tatile çıkar.
Sosyolojik bakışla aşk, yalnızca karşı cinse duyulmaz. Nesnelere, siyasi partilere, kendi cinslerine veya birliklere de aşık olunabilir. Bunları da kendi aralarında ikiye ayırabiliriz. “Sosyalist ülkelerin, Batı’nın sömürgeci ülkeleriyle üstü kapalı işbirliğini tasfiye etmeleri ahlakî görevleridir.” Diyen Che, devrim aşkına iyi bir örnektir. Ülkemizden Tema Vakfının kurucusu Hayrettin Karaca ise doğa, ağaç ve orman aşkına Ya sokak hayvanlarına aşkla bağlanıp onlar için yaşayanlara ne demeli? Bunlar, toplumu ahlâka çağıran aşklardır.

Olumsuzlara bakalım bir de. Futbol aşkı, kulağa hoş gelse de öyle masum bir aşk değildir. Fanatik taraftarların çevrelerine verdikleri zararlar, takımları için ettikleri kavgalar, hatta daha da ileri giderek rakiplerini bu uğurda öldürebildikleri bir gerçektir. Yalnızca rakipleri mi, sevinç gösterilerinde havaya bilinçsizce saçılan kurşunların sayısız masum insanı öldürmesi ne acı, ne korkunçtur. Tuttukları takıma olan hastalıklı aşklarıdır ki bu eylemleri onlara yaptırmıştır.
İnandığı siyasi partiye olan aşkıyla yanıp tutuşanlar anlaşılabilir. Ancak, parti mitinglerinde çıkan kavgalar ya da karşıt siyasi görüşlülerin birbirlerini öldürmeye kadar gitmeleri bu türden aşkın, yine şiddetle ortaya çıkışıdır.

Hitler de olumsuza iyi bir örnektir, Alman halkının beynini yıkamış, çarpık ideolojisine aşık etmiş ve vatan aşkı ile farklı milliyetteki insanları öldürmelerini istemiştir. Başarmıştır da bunu. O zaman acı çeken Yahudiler, şimdi yine aynı gerekçeyle başka bir millete, Filistin Halkına aynısını yapıyor ne yazık ki.

Nasıl her aşkın kendine özgü bir tanımı varsa her bireyin kendine özgü bir ahlâk anlayışı vardır. Bilimsel olarak aşk halinde erkeğin daha çok kadın(östrojen), kadının da normalden daha fazla erkek hormonu (Testosteron) salgıladığını okumuştum. Yani aşk halinde, kadın erkekleşiyor, erkek ise kadınlaşıyor. Kimyaları farklılaşıyor, değişiyorlar. Bir normalden sapma hali diyebiliriz buna. Bu durumdaki insanların pek de kurallara uygun davranması beklenemez. Toplumun koyduğu kurallar gibi vicdani kuralların da dışına çıkmış olmaları çok şaşırtıcı olmayacaktır.

Aşkın ilk soluğu, mantığın son soluğudur Aşk bir yoldan çıkma, normalden sapma hali ise ki çoğunlukla öyledir, o zaman ahlak denen davranış biçim ve kurallarını karşısına alıp yıkmaya kalkışması anlaşılır olacaktır. Aşk, tüm erklere karşıdır çünkü insanın kendi başına kendi değerleriyle var olma halidir. Aşkın matematiği yoktur, ne kadar aşk varsa, o kadar denklem vardır. Ve denklemler de her zaman pozitif sonuç vermez kimi zaman negatif çıkıverir. Işte tam o noktada, aşk ahlakı kovacaktır. Başka ne?

Hülya Deniz Ünal

*) Afşar Timuçin, Aşkın Metafiziği, Bulut Yayınları 2002
26 Mart 2013

hlydnznl

YORUM YAZ


Henüz yorum yapılmamış.