toplu blog ortamı

Ayrılıkçı Kötümser ve Asi; Zeki Demirkubuz Sineması / Ali Erbil / Sinema

 

AYRILIKÇI, KÖTÜMSER ve ASİ; ZEKİ DEMİRKUBUZ SİNEMASI

 

Bütün kapılar başka bir kapıya, çözümsüzlükle; o dilekle!

Kişisel sinemanın Türkiye’deki en ayrılıkçı yönetmeni belkide Zeki Demirkubuz. Sinemanın bilinçlenmek, halkı uyandırmak yada gerçekleri anlatmak gibi derdi olmadığını düşünen bir adam için bunları söylemek zor olmasa gerek. Filmlerinin her aşamasında görev alan yönetmenin sinema anlayışını en iyi onun sözlerinden öğrenebiliriz:

” Tek şansı olan sinema kişisel sinemadır… Kişisel sinema ile kastettiğim toplumsal, sosyolojik, ulusal olmama durumu değil. Zaten doğası itibarıyla kişisel olan bir şey bunları da içerir…. Bana göre her şeyden önce, toplumsal olan bütün mazlumiyetine, edilgenliğine rağmen, faşizm olma durumudur. Toplum dediğimiz olgu her şeyden önce müdahale öğesinin ön planda olduğu, birinin dediği gibi, sadece korunma duygusuyla en başta ortaya çıkmış… iktidarın ele geçirilmesiyle, insanı, bireyi yok etmekle eş anlamlı bir konuma dönüşmüştür…Tarih bireyin toplumsal olana karşı savaşımıdır. ”

Zeki Demirkubuz’ un kişisel sineması O’ na yaratıcı bir yönetmen (auteur) olma yolunu da açar. Cahiers du Cinema dergisinde başlayıp Amerika’ya kadar uzanan ve film yönetmenlerini yazara benzeten bu kuramın özü: Bir auteur teknik olarak yeterlidir ve filmde yönetmenin malzemesi ile kişiselliği arasındaki gerilimden doğan içsel anlam söz konusudur. Demirkubuz bağımsız bir yapımcıdır ve tüm filmlerini kendisi yazar. Bu da O’ nu yaratıcı bir yönetmen olarak öne çıkarır. Bununla birlikte ekibinde ortak çalıştığı insanlar vardır: Oyunculardan; Başak Köklükaya, Üçüncü Sayfa ve İtiraf’ta, Serdar Orçin Üçüncü Sayfa ve Yazgı’da, Ufuk Bayraktar Bekleme Odası ve Kader; görüntü yönetmeni olarak Masumiyet ve Yazgı’da Ali Utku.

Demirkubuz, filmlerine bir bütün olarak sahip çıkar. Toplumsal olan bir şeyin dayatmacı zihniyet gütmesi sebebiyle büyük anlatılar yerine; kamerası hep küçük ve sıradan insanları göstermiştir. Evrensel konulardan yola çıkarak geldiği noktada bireyin toplum içindeki sancılarını gösterir bizlere. Auteurler özgünlük sorunsalıyla rahatsız edilemezler, çünkü onlar kendilerini bir geleneğin parçası olarak görürler. Geçmişten ödünç alırken ona saygı borçlarını da öderler, onu çalmazlar. Bu konuda Demirkubuz’un filmleri zengin bir maden gibidir. Her filminde insanın herhangi bir ruh halini ele alır.Her zaman edebiyata inanan bir yönetmen olan Zeki Demirkubuz için yazmak yönetmekten daha eğlenceli ve daha zor olsa gerek. Göstermekten çok anlatan bir sinema yolu izleyen yönetmen Üçüncü Sayfa filmiyle beraber kamera hareketlerini adeta durdurur. Doğal ışığı kullanmayı tercih eden yönetmen gerekmedikçe asla ışığa başvurmaz. Saf sinemaya olan yolculuğu Dostoyevski, Camus, Beckett, Sartre gibi yazarların ışığında varoluşçu ve nihilist bir sinema izleği oluşturur.

Kendisine yol arayan bir sinemacıdır Zeki Demirkubuz. Filmleri biraz da yönetmenin “anlamadığı, anlamak için çaba sarfettiği” temalar üzerine kurulu gibidir. Filmlerinde sıkça başvurduğu objeler sayesinde bile Zeki Demirkubuz sineması açıklanabilir. Sigara, telefon, televizyon, şehir silueti, taksi, açılıp kapanan kapılar ve ev; Demirkubuz sinemasının anahtar nesneleridir. Kahramanlar sürekli sigara içerler. Parmaklarda hep sigara vardır ve durmaksızın telefonlar çalar. Cevap verilen ya da verilmeyen bu telefonlar en kritik anlara aracılık eder. Onun filmlerinde televizyon ise iletişim aracı olmaktan ziyade adeta iletişimsizlik ve nostalji nesnesi haline dönüşür. Karakterlerin sanki kendilerini izlediği hissi uynır. C Blok’ta yabancı filmler , Masumiyet’ te Türk filmleri izlenir; bu filmler arasında C Blok’ta vardır. Üçüncü Sayfa’da ise hem film izlenir hem dizi film çekilir; aynı zamanda kahvede Masumiyet’i izlerler. Demirkubuz filmlerinde önceki filmlerini de televizyonda gösterek çıkışsızlığın ve çözümsüz olma durumunun döngüsel bir şekilde devam ettiğini gösterir.Kendisine farklı bağlamlarda sürekli gönderme yapan yönetmenin derdi sadece kendisiyledir aslında.

Asla topluma ayna tutmayan bir kalem olan Zeki demirkubuz aslında toplum üzerinden kendine ayna tutar. İnsanlığın evrensel temaları olan kötülük, yalnızlık, bunalım, aşk, suç ve suçluluk, kıskançlık, güzellik, çirkinlik, merhamet, çıkarcılık, inanç ve inançsızlık, aldatma, cinsellik, kadın-erkek ilişkileri, yabancılaşma, varoluşsal sorunları birey üzerinden aktarır. Çoğunlukla yasadışı insanları kamerasına davet eder. Kaybetmiş ve gidecek yeri kalmamış karakterlerle dolu filmleri asla umutsuzluktan bahsetmez. Çünkü o, bu insanları gündeme getirerek insanlığın temelde yükselen değerlerine muhalefet eder. Bu düşmüş, itilmiş insanların penceresinden yerleşik anlayışları eleştirir. Kötümser, karamsar ve umutsuzluk olarak algılanan bu benzerliklerin adresi insanın zavallılığıdır. İnsanın kadere karşı zavallılığı tüm bunları bertaraf etmektedir.

C Blok’ un başrollerinden birisi çok yalnız bir İstanbul’ dur. Bunu İtiraf filminde mükemmelleştiren Demirkubuz, Yeraltı filminde ise alt kültürü gayet kalabalık bir şehir inşaa eder. Yazgı; Camus’nün varoluşçuluğun ana kaynaklarından birisi olan ” Yabancı ” adlı ünlü eserinden esinlenerek yazılmış ve ona rağmen gayet özgün bir dil söyler. Üçüncü Sayfa’ da ise; en büyük hayali başrol oynamak isteyen figüran İsa’ nın aslında başrolünde olduğu bir filmden giderek düştüğü bir son görülmektedir. Kader ve Masumiyet filmleri; tersten bir bütünü oluşturacak şekilde amansız bir hastalık olan aşkın masum yönünün olmadığına dair bir kanıt gibidir. Kıskanmak filmi ise Zeki Demirkubuz’ un ilk defa kendisini yazmadığıbir senaryo ile teknik anlamda en üst düzeyde verim aldığı roman uyarlaması olarak filmografisindeki yerini almıştır.

“İnsanın reel toplamı kötülük üzerine kurulu; yani insan dışardan verilenle büyüyen, eğitilen ve yaşayan bir varlıktır” diyen Zeki Demirkubuz sineması evrilen ve evrildike gelişen bir sinemadan çok giderek karmaşıklaşan ve karmaşıklaştıkça sadeleşen bir sinemadır.

Ali Erbil

YORUM YAZ


Henüz yorum yapılmamış.