toplu blog ortamı

DURUYORUM ÖYLE;… / Ali Erbil / Sinema

DURUYORUM ÖYLE;…

Yeniden sanatı sanat yapanı hatırlamak üzerine paylaşmak istediğim bir soru var: Sinemaya nasıl gerek var?

Ben sinema ile olan ilişkime lise yıllarında başladım aslında. Daha doğrusu, öncesinde televizyonlarda izlediğim filmlerin sinema adına yeterli doneyi oluşturabileceğini sanmadığımdan olsa gerek, lise sıralarından başlamak istedim. Beraber takıldığımız arkadaşlarla, evde iken can sıkıntısından keşfettiğim VCD, bana yeni bir kapı açmıştı. Önceleri eğlenmek adına başlayan film izleme serüvenlerinde yüzlerce film seyrettim, binlerce karakter gördüm ve asıl meselenin ‘durmak’ olduğunu kavramam yıllarımı aldı. Sinemaya bakışım giderek bir şeylere karşı durmak üzerine inşa olmaya başladı. Bütün o heyecanı, aksiyonu, aşkı, komediyi, korkuyu, fantastik dünyaları ‘ bu sadece bir film’ düsturuyla izledikçe, açlığım; bizi insan olmaya iten ne var ki sinemada, sorusuna kadar gitti.

İnsan kendini inkar ettiği ölçüde hayatı yaşamaya değer kılar. Kim, nerede, nasıl, ne şekilde bu satırları okuyor bilmiyorum, zaten derdim o değil. Her şey insan için, değil mi sevgili okur? Sinema da insanın içine doğru ama insana karşı duran yönüyle sanat adını alabilir mi sizce? Bu soru benim cevabını vermeye çalıştığım cenaha ait sanırım. Yazıda nasıl bir sonuca gideceğimle ilgilenmiyorum, zaten sinema da ilgilenmez sonuçla. Nasıl başlanması önemli zira. Ama nereye gideceğimi biliyorum.

Her zaman yaptığım gibi ve belki; Nuri Bilge Ceylan’ ın ”Uzak” filmindeki Yusuf’ un durduğu yöne, Zeki Demirkubuz’ un muhteşen ”Yeraltı” sındaki Muharrem’ in içine baktığı yöne, Yavuz Turgul’ un ”Eşkıya” filmindeki Keje’ nin sustuğu yöne, Handan İpekçi’ nin ” Büyük Adam Küçük Aşk” filmindeki Hejar’ ın konuştuğu yöne, Reha Erdem’ in ” Hayat Var” ındaki Hayat’ ın ardındaki yöne. Şair Onur Akyıl’ ın; ”az önce çıktım insanlıktan, size doğru yürüyorum” dediğinde susmaktan kastın unutmak olduğu yöne gidiyorum. Sinema bana bunları hatırlattığı için sanat oluyor bende.

Bizim buralardan bir adam var: ” Çoğu zaman sokaktan hızla geçerken fark edemediğimiz şeyler vardır. Ben durup baktım ve onları anlattım.” der. Adına Yılmaz Güney denilen bu adamın yaptığı sinemadan ‘devrim sineması’ diye bahsedenler aslında yol göstermekten çok düşünmeyi kastettiğini gör(e)meyenlerdi. O da durmuştu. Durdu ve bir yön belirledi kendine. Sonrası Yılmaz Güney ile beraber Türk sinemasının kat ettiği yola tekabül eder. Üretmek güzeldir elbet ama bazen durup sinemamız adına nereye gideceğimize karar vermeliyiz. Bizi biz yapan değerlerimiz üzerine ne kadar sinema yapıyoruz. İnsan olmanın talihsizliğini ne kadar irdeliyoruz filmlerimizde?

İyi Seyirler…

YORUM YAZ


Henüz yorum yapılmamış.