toplu blog ortamı

GEORGE ORWELL’I YENİDEN OKUMAK / Serap Telöz

GEORGE ORWELL’I YENİDEN OKUMAK

Asıl adıyla Eric Arthur Blair ya da kalem adıyla George Orwell’la yeniden buluşmak nereden çıktı. Orwell, edebiyat dünyasında çok tartışılan isimlerin başında geliyor. Yaşamıyla ilgili ortaya atılan komplo teorilerinden; yazdığı, özellikle 1984 ve Hayvan Çiftliği adlı yapıtlarına kadar günümüze kadar tartışılan bir isim olmuştur. Yazdığı eserlerde politik eleştirel bir dil kullanan Orwell, metinlerdeki kurgusuyla da sistem eleştirisini ve öngörüsünü ortaya koymuştur. Bunu sağ-sol diye ayırmaktan ya da sahiplenmekten çok sistemlerin çarpıklığının eleştirisi olarak tanımlamak sanırım daha doğru. Diktatörlüğün her türlüsüne bir başkaldırıdır. Yazıldığı dönemde Totaliter sistemlerin öngörüsü, günümüzün ise gerçeğidir. Nedense yaşadığımız son on yılda sık sık aklıma Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, Hayvan Mezarlığı ve Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya adlı eserlerinden sahneler üşüştü. Bu nedenle yıllar önce okuduğum bu eserleri yeniden okuma ihtiyacı hissettim.

“Cemaat, Özdeşlik, İstikrar” Huxley

Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cehalet kuvvettirOrwell

Distopyanın en önemli iki örneğidir Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve Cesur Yeni Dünya adlı eserler. Bakın ki bu iki yazarın yaşamları ilk defa bir okulda kesişir. George Orwell’ın Etton College’deki öğretmenlerinden biri de Aldonus Huxley’dir.

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört

Büyük yıkım, II. Dünya Savaşı sona ermiştir. Diktatörlük dünyaya pahalıya patlamıştır. Ardında büyük bir enkaz, tarihe kara bir leke, insanlık ayıbı bırakmıştır. George Orwell 1984’ü İskoçya’da veremle mücadele ettiği 1948-1949 yılları arasında Avrupa’daki Son Adam (The Last Man in Europe) adıyla kaleme almıştır. Ancak yayıncısı romanın adını Bin Dokuz Yüz Seksen Dört olarak değiştirmiştir. Romanın yayımlanmasından sonra sosyalizm karşıtı olarak nitelendirilmiş, suçlanmış ve bunun üzerine 16 Haziran 1949’da George Orwell bir açıklama yayınlayıp bu görüşe karşı çıkmıştır.

“Yeni romanımda [Bin Dokuz Yüz Seksen Dört] sosyalizme ya da İngiliz İşçi Partisi‘ne bir saldırı kastetmedim, ama komünizm ve faşizmde kısmen gerçekleşmiş bozukluklara değindim. Kitabın konusunun İngiltere’de geçmesi İngilizce konuşan ırkların doğuştan diğerlerine göre daha üstün olmadığını ve baskıcı rejimlerin karşı konulmadığı sürece herhangi bir yerde zafer kazanabileceğini vurgulamak içindir.” George Orwell

Ne yazık ki ölümünden 31 yıl sonra İngiltere ve ABD’de de komünizm, anti semitizm nedeniyle yasaklanmış ancak 20. yy’da ise İngilizce yazılmış romanlar arasında en iyiler arasında gösterilmiştir. Ne yasaklanması ne de en iyiler arasında gösterilmesi edebiyat tarihindeki yerini ve önemini değiştirmedi. 1984’ün yayınlanmasından yaklaşık yedi ay sonra Orwell yaşamını yitirdi. Kitap 62 dile çevrilip tüm dünya ülkelerinde yankı buldu.

Big Brother

Kara ütopyanın en önemli örneği olan Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, Okyanusya devletinde Londra’da geçer. Şehri “Parti” ve onun başındaki en büyük güç “Ağabey” yönetir yani bizim dilimize de yerleşmiş olan “Big Brother”. Her yerde “Ağabey Seni Gözetliyor” yazılı afişler, her yerde en mahrem anlarda dahi kayıt altına alınan yaşamlar, dinlenilen telefonlar, herkesin “Düşünce Polisi”nin ajanı olma ihtimali. Değiştiren dil ve tarih. Dil ne kadar sadeleşir, kelimeler ne kadar azalırsa insan o kadar az düşünür ve sorgular. Adalet, Hak, Özgürlük, Bilgi, Gerçek, Barış gibi en insani kavramlar söküp alınır ya da değişime uğratılırsa bu baskı ve zulüm rejimi o kadar uzun soluklu olur, insanlar o kadar kontrol altında tutulur. Kitapla özleşen Parti’nin sloganı da; “Savaş barıştır. Özgürlük tutsaklıktır. Bilgisizlik güçtür.”

Tarih Yazılıyordu

Tarih, “Gerçek Bakanlığı”nda yeniden kaleme alınıyordu. Her haber Big Brother’ın isteğine göre tekrar yazılıyor, tarih değiştiriliyor, bu korkunç propaganda ile insanların beyni her gün yeniden yıkanıyordu. İşte kahramanımız Winston Smith Gerçek Bakanlığı’nda çalışıyor, bu baskı, zulümle korku imparatorluğunun nasıl yaratıldığına yakından şahitlik ediyordu. Smith “Düşünce Polisi”ne ve “Ağabey”e yakalanmamak için Parti’den biri gibi görünmeye çalışsa da kaçmayı denese de sonunda yakalanıp türlü işkencelerden geçip aşağılanmalarla karşılaşıyor. Ta ki bireysel olarak kendi varlık bilinci yok edilene kadar hapsediliyor.

Orwell bu kitabını II. Dünya Savaşı sonrası yani Stalin ve Hitler iktidarlarından sonra kaleme aldı. Bu yıkımın, zulmün, acının tanıklığında bizlere o dönemin distopyasını, günümüzün karşı karşıya olduğumuz felaketi yazdıktan sonra bir söyleşinde şöyle diyor:

“Kitabımda anlattığım toplumun bir gün var olup olmayacağını bilmiyorum, ama buna benzerin geleceğine inanıyorum” George Orwell

Kurgu dediğimiz bu romandan günümüze gelirsek, telefonlardan dinlenildiğimiz, izlendiğimiz, telefon kayıtlarından ortam dinlemelerine kadar, bunların medya aracılığıyla servis edilmesine, algıları ve gündemi belirlemeye kadar köleleştirmeye yönelik oluşturulmaya çalışılan korku imparatorluğunun bir parçası değil miyiz? Sahte delillerle suçlamalar, nedensiz yatılan hapis cezaları, fütursuzca bir anda hedefe oturtulmanız, yurdunuzdan, dilinizden neredeyse aforoz edilmeniz, hatta ölen çocukların üzerinden, acımasızca ve gaddarca meydanlardaki böğürmeleri yoksa siz duymuyor musunuz? Tehdit, hakaret, yıldırma ile oluşturulan bu “Cesur Yeni Dünya” ne kadar uzakta 1984’ten?

George Orwell yaşasaydı, kendisinin dahi bu denli kurgulayamayacağı bir gerçeği yaşatanları ayakta alkışlardı.

 

Serap Telöz

GEORGE ORWELL2

GEORGEORWELL1

YORUM YAZ


6 Mart 2017 Pazartesi, 05:43
Eldora

“Someone that cannot manage money may drain their spouses existing assets regardless of how much more they earn or how little their spouse ea-n-.”r—-s——-But a prenuptial agreement isn’t going to do anything in that situation. You can’t bind third parties (i.e. the people who the spendthrift gave the money to in the spending frenzy).