toplu blog ortamı

Hastayız Hasta! / İlknur Karacasu / Kültür Sanat

Hastayız Hasta!

 

Hastaydım ve hastalıklı şeyler yazıyordum. Bütün gün hastalıklı bir şekilde geziyor, düşünüyordum. Hastaneler baş ziyaret yerim. Her gün sabahtan gidip bir banka oturuyor, sigara üstüne sigara içiyor, insanlara bakıyordum. Bazen bir sedyeye takılıp gidiyordu gözüm bazen de aklım… Geri dönmesini beklerken düşünemiyordum hiçbir şey. Seni seviyorum diye geçiriyorum içimden, ne yazık diyorum. Hep âşıkken okuruz şiirleri. Böyle hastalıklı seviyorum işte ben.

 

Yapışkan benliklerimizin uzantılarına bir merhaba! Hastayım. Hastasın. Hasta.

 

Bütün zamanları tek tek yokluyorum. Taş devrine kadar uzanıyorum. O zaman hasta olan insan neler yapıyordu, diyorum. Acaba o çizgi filmlerde gördüğümüz sopalarla mı vuruyorlardı kafalarına ağrılarını dindirmek için? Orta çağ, büyücü dönemi, diyorum. Cadılar, onlar, bunlar… Onları yakan zihniyet hastaymış bence. Birçoklarınca da!

 

Slov parçalar dinliyorum, zihnim dinlensin diye. Beni alıp götürür mü acaba aşk polikliniğine? Galiba yüreğimde bir sorun var benim.  “Çözemediğim ne?” diyorum. İçimden giden her duygu beni hasta ediyor. Hastalanıyorum. Giden insanları geçtim. Gitmeleri gerekiyordu. Belki de ben bilerek yolluyordum onları. Bilerek isteyerek. Ne kadar kirli çamaşırı varsa öğreniyorum. İnanın, istemeden oluyordu. Bu sefer gidenin ardından duyduğum hüzün, yerini şükür demeye, iyi ki demeye bırakıyor. Duygularım bir bir gidiyordu. Aşksızlık hastalığına tutulmuştum. Çağın  asıl vebası bu bence. Duygularını yitiren ben ve benim gibiler…

 

Duygularımız özürlü!

 

Gittikçe çoğalıyor heybemizde ölü aşklar. Bir gün diye diye tam tamına 8965 günü bıraktım geride. Acaba siz kaç günü bıraktınız geride? Arada yaşanan tam olacaktım, olmadıları saymıyorum. O kadar büyük tükettiler ki bende kendilerini, kimse için bir şey yapasım gelmiyor artık. Acıyorum, o kişi için, onun adına.

 

Boşuna yaşarız yalandan ilişkileri.

 

Biraları götürürken hiç oralı değilsin. Ne zaman kafan alkole teslim, o zaman âşık oluyorsun kardeşim dediğine bile. Yazıklanıyorum beynin için. Hastasın hasta! Çıkış yolunu bulamayanlara önerim, el yordamıyla bulun, aklınız gittiyse. Bütün unutkanlıklara iyi geliyor, “İyiyim!” diyorum “İyiyim!” ama yalan söylüyorum. Biliyorum hastayım.

 

Hastasın. Hasta. Hastayız. Hastasınız. Hastalar. Çiğ süt emmişiz!

 

Birçok kere söyletip aynı şeyi, defalarca sorarız. Seni dinlemedim demeyiz çoğunlukla, öyleyken. Hastalanıyoruz. Her şey bizi hasta etmeye yetiyor. Çiçek açıyor, hasta oluyoruz polenlerine. Yemek yiyoruz, hasta oluyoruz GDO’lu gıdalardan. Televizyon seyrediyoruz, hasta oluyoruz hayali enflasyon düştü haberlerine. Verilen cimcik kadar zamlara, satılan fabrikalara, köprülere, ihalelere, HES diye kesilip toplanan sularımıza, termik santrallere, altın aramak için katledilen Kazdağları’nın tahribatına, falanca üniversitemizin bahçesinde bulunan yer altı kaynağımızı bile kendimiz çıkaramayışımıza ve hatta bilmem ne ülkesinden izin almadan kazma sallayamayışımıza hasta oluyoruz. İşsizlik sorunu varken, aylarca yıllarca işsiz kalan insan varken bilmem şu kadar insana istihdam sağladık demelerine… Taksicinin içki kokan nefesine, otobüs şoförünün saatinde kalkmamasına… Bilgisayarla çalışan bütün işyerlerine, özellikle sistem gittiğinde. Sistem de hasta oluyor ve hasta ediyor.

 

Gelişmemişliğimize rağmen gelişir teknoloji.

 

Sanal cinnetler geçiriyor, insanları siliyoruz listemizden. Sanaldan âşık oluyor, değer veriyoruz. Hastasın hasta! Bir başınalaşıyoruz. Tek tek tekleşiyoruz. Olmak istediğimiz gibiyiz orada. Kapanınca ekran, yine kendi iğrençliğimizle kalıyoruz tek başımıza. Arada karşımıza çıkan iyi, değerli insanın da değerini bilemiyoruz.  Sanal sanıp karşıdaki gerçek insanı olmadığımız gibi görünen bizken üstelik… Suçu da gelin ediverip zeytinyağı gibi çıkıveriyoruz üstüne. Yüreğimle geliyorum, sana geliyorum, tek başıma cesaretimle(!) geliyorum diyoruz. Yetmiyor, şehrindeyim diye alay ediyoruz. Sonra bir de “Sen, beni neden terk ettin?” diye soruyoruz utanmadan. Arayıp topal kalan, ne topalı, kötürüm kalan hasta vicdanımızı temize çekme umuduyla, kötürümlüğünden kurtarabilecekmiş gibi arıyor, arıyor, arıyoruz. Açmıyor ya, başka telefonlardan arıyoruz. Açıyor karşımızdaki, özür dilemek için aradığımızı söylüyoruz. Hayatımda ilk kez birinden özür dilediğimizin yalanını da söylüyoruz ki karşımızdaki kendini özel sansın, bakın bu da yalan, bizi özel sansın diye söylüyoruz bunu. Sırf kendimiz için. Daha şık olsun diyerek bir de onun insan yüreğinden öpüyoruz. Ah! Ah! Hastayız hasta.

 

Çamurdanız!

 

Hayata olan öfkemizi kustuğumuz bu insana hiç utanmadan, “Sen neden bana hakaret etmiyorsun?” diyoruz. Yüzsüzlüğümüzün ve dengesizliğimizin dik âlâsı. Oysa sussak, içinde kalan bir değer kırıntımız kalsa… Yok, yok, olmaz. Bize ettiği en kötü sözün insan yüreğinden öpüyorum sen bugüne kadar tanıdığım en iyi, mert, cesur bir insansın dediğimizde “Ben öpmüyorum çünkü ben senin için aynı şeyi düşünmüyorum, iyi bir insan değilsin.” sözü olduğunu hatırlıyoruz.  Oysa terk edilince bilmiyoruz ki sanaldık ve o bunu anlıyor… Sanal âşık olduğumuzu, olmadığımız gibi tanıttığımızı kendimizi, sözlerimizle davranışlarımızın birbirini tutmadığını… Sessiz kalışı bizi hasta ediyor. Hastayız hasta. Kardeşi arıyor bizi. Sorunları var. Bizi insan sanıp aramış ya, hemen kalkıyor bir yerimiz sanki karşımızdakinin yüreği bizimki gibi sinek poposu kadar ve sanki biz çağrı atınca tek dönen ve hep arayan o değilmiş de çekincesi varmış ve özgüveni yokmuş gibi kalkan popomuzu indirmeden kabalık entarimizi giyip kostüm olarak “Ne o kumpas mı kuruyorsunuz?” demek geri zekâlılığını gösteriyoruz. Hastayız hasta. Kendi dengemize bakmadan bir zamanlar ona, “Senin psikolojik dengen bozuk!” diyoruz; iyi mi? Bu ne hastalıklı bir ruh hâlidir? O kişinin, bizim sanal insanlığımıza inanıp bizi anlamaya çalıştığını, üzmemek için alttan aldığını, kardeşinin zor bir dönemden geçtiğini, bizimle dertleşmek için aradığını görmezden gelip bir de keçi gibi mal beyanındayken kalkıp çitten atlayan koyunun bir yerini gördüğümüzü söylüyoruz. Kendimizle konuşma zamanı, “Harbi, ne utanmazız biz. Hastasın hasta!”

 

Psikolojik çıkmazların eşiğinde çarpılan ruhlarımız.

 

Sıkılmadan hangi günümüzü geçiriyoruz? Soruyorum! Bir anda planımızın bozulması tüm ruhsal dengemizi bozuyor. Strese girip geriliyoruz. Çocuklarımızın gözü önünde annelerini bıçaklıyoruz. Doktorları dövüyoruz. Kızlarımızı okutmuyoruz ama karımızı doktora götürdüğümüzde doktor kadın arıyoruz(!)  Hastayız. Hastasınız. Yetmedi… Eşimiz bizi aldatır. Suçlu eşimiz ve bizken (genelde) hemen aldattığı kişiye tırnaklarımızı gösteririz. Oysa kendimize bakmalıydık önce. Bir cırmık atalım, kendimize geliriz belki. Hastasınız hasta!

 

Çözülen etik kurallarına bir kürek kömür de bizden!

 

Uzaklardan bizi insan yerine koyup gelen insanın gelmesini hafiflik olarak algılayıp (ama dürüst değiliz) yüzüne karşı, “Yok canım, öyle düşünür müyüm hiç?” deriz. Birinden bir şey duysak sana sorarım, senin sözün benim için önemli, deriz ama tam tersini yaparız. Hemen başkasının sözü sevgilimizin sözlerinden daha değerlidir. Kısacası ne kadar nankör ve yalancıyız. Öyle ki, iyi insanız, kadir kıymet bilirim, uçarı değilim, diye inandırırız bu yalanımıza kendimizi. Kendimizi matah sanmamıza ne güzel bir örnek. Hastayız hasta!

 

Birbirimize söylediğimiz yalanız.

 

Yolda yürürken midemizi bulandıran tükürüklerimize ne demeli? Milletin gözüne tüküren biziz. Bakıyorum eskilere. Topuklu ayakkabı tahrik ediyor diyerek yasaklayan, heykellerimizin de aynı sebeple üzerlerini örten, sanatsal yapıtlara, “Ucube!”  diyen, “Benzin vardı da biz mi içtik?”,  radyasyonlu çayı gösterip, “Çaydan ben de içiyorum.” deyip içenler, domuz, kuş, envai çeşit grip salgınında aşı olanlar, suçsuz yere gençleri asan, aydınlarımızı yakan, tarihte sayısız kara lekeye imzasını atan bizler değil miyiz? Hastayız hasta!

 

Herkesin bizi anlamasını bekleyip ama anlamaması için her yolu, her sözü kapatan bizken bir de “Beni anlamadın.” diye bozuk atan biziz. Saygı ve sorumluluk beklerken biz yapmayınca sorun olmayan çifte standardı her yerde, her ilişkimizde besleyip büyüten bencil yaratıklarız. Hastayız işte, hasta. Aklım, giden sedyede yatan hastayla gitmeseydi daha çok düşünüp yazacaktım da…

 

Tek kelimeyle; Hastayız hasta!

20.03.2013

İlknur KARACASU

YORUM YAZ


11 Ağustos 2015 Salı, 00:09
neval

Bu kadar isabetli bir tespit olur tebrik ediyorum

6 Mart 2017 Pazartesi, 07:40
Jacki

Somebody eslsatinely help to make seriously articles I would state. This is the first time I frequented your web page and thus far? I amazed with the research you made to make this particular publish amazing. Fantastic job!