toplu blog ortamı

Küçük Bir İlçede Yaşıyorduk / Nuran Öztürk Benli / Kültür Sanat

Babam memurdu.

Küçük bir ilçede yaşıyorduk, bahçeliydi evlerimiz.

Annem çamaşırı leğende yıkardı ,

Bahçedeki ağaçlara bağlıydı çamaşır iplerimiz.

Yaşıtlarımın çoğunun ismi ya hürriyet ya adalet’di.

İhtilalle tanışmış üzülmüştük hepimiz .

Sene bindokuzyüz atmış

onbeş yıl geri gitmişti milletimiz.

Hepimiz yaslı ,hepimiz üzgündük.

Aydınlık için

Evlerimizde lüks yanardı elektrik bilmezdik hiç birimiz .

Ve

Borçlu idi devletimiz.

Evlerden altınlar toplanmış ; bilezik, yüzük bir sürü ziynet .

Birde umutlarımız.

Sonra ismi lazım olmayan kollarda, Parmaklarda görülmüş

Bu çirkin marifetimiz.

Küçük bir ilçede yaşıyorduk Sene bindokuzyüz atmış mevsim bahar.

Babam memur annem meşhur bir terzi imiş o zamanlar.

Hayat mahrumiyet kadının çalışması mahcubiyet, idaremiz mecburiyet,

Annem yemeklerimizi bahçemizde taştan yapılmış ocakta yapardı.

Bulunursa gazyağı bazen de gazocağımızda.

Yoktu sonradan tanıdığımız

Elektirikli ocağımız. tüplü gazımız

Ben küçüktüm ailem küçük çekirdektik hepimiz.

Küçük ilçelerde yaşardık Evimiz ya toprak ya kerpiç olurdu.

Ama sıcacık ve de samimiydik biz Herkesle can gibiydik.

Komşularımız vardı: Tetelerimiz,yengelerimiz,abalarımız vardı.

Hacıbabalarımız, hacıannelerimiz

Çok derindi sevgilerimiz.

Mahrumuyduk mahrumiyet mi yaşıyorduk bilinmez ama çok şirindi evlerimiz.

Odamızın tam ortasında, Tavanına asılı kuruluydu

Tahta kenarlı Kumaş salıncağımız.

İçini çok merak ettiğim bebe beşiğimiz.

Sallamam için ucunda uzunca bir urgan asılıydı.

Bebeğimiz yatardı onun içinde .

Annem bir ağlama duyunca ,hele bir de elinde bir iş varsa

“Koş salla.” derdi bana.

Çocuk kuvvetimle koşar sallardım bir duvardan bir duvara.

Korkudan mı bilinmez, susardı bebek .

Çocuklar böyle büyürdü o yıllarda.

Küçücük bir ilçede yaşıyorduk

O zamanlar sokaklar yoktu her yer yemyeşil.

Biz manav bahçıvan bilmezdik .

Sebzeyi bahçeden, meyveyi ağacından koparırdık

Ağaçların meyveleri yerlerde.

Çiçekler,böceklerdi en çok tanışım.

Sofralar serilirdi bahçelerimize.

Toplanırdık sofra çevresine hep birlikte .

Akşam olunca yatsı ezanına dek otururduk bahçelerimizde .

Sadece

Sonbaharda çekilirdik evlerimize.

Annem namaz kılmak için seslenirdi ,

Kapımızda otururdum beklerdim,biri gelirse diye.

Birde dua isterdim oyuncağımı güzel yapabileyim diye.

Biz para nedir bilmezdik Mutlu olmak için hep dualar isterdik.

Öyle mutlu çocukluğumuz vardı ki, Bunu çok geç anladık.

Küçük bir ilçelerde yaşardık

Çok candan arkadaşlarımız olurdu,

Mutluyduk

Peynirlerimizi küplere bastırıp, toprağa gömerdi ninelerimiz.

Tel dolaplarımız vardı kilerlerimizde.

Sebzelerimiz çürümezdi sararıp solardı

Tandırlarımız vardı ekmeklerimizi pişirdiğimiz ve de saclarımız olurdu kilerlerimizde.

Hiçbirimizin akrabası sorgulanmadı karakollarda.

Tek tük vukuatlarla yüzler kızarır utanılırdı.

Suçlu derdik,

Hapishaneler varmıydı bilemem çocuk anılarımda .

Ama adını bile duymazdık, sözü geçseydi korkar unutmazdık; O yıllarda.

İnsanlar birbirini severdi .

Kavgayı yalnız çocuklar ederdi .

Bazen babamdan duyardım

Keşif dönüşünde anlatırdı “İki tarla sahibi kırgınmış,barıştırdık.” diye,

Demek ki sınır ihlalleri oluyormuş bazen de.

Biz barış dolu dünyada büyüdük hepimiz

Sene Bindokuzyüz atmış

Biz çok küçüktük ailemiz çekirdek.

Dünyamız ayçiçeği çok mutluyduk o zamanlar.

Yaşlanan büyüklerimiz itibar kazanırdı.

Evlerde başköşeydi yerleri

Yoktu huzursuzluk dağıtan huzur evleri.

Hiç duymamıştık kanser den ölündüğünü.

İnsanlar yaşlılıktan, çocuklar çiçekten ölürdü o yıllarda.

Uzun zaman korkarak dokunamadığım, koparamadığım çiçekten.

Gerçeği öğrenince de kıyıp da yine toplayamadığı o renk renk açan çiçekten.

Biz bir çok ilçelerde yaşadık.

Samimiydik ,severdik birbirimizi.

Bir yerden diğer yere tayin olup gidince, tüm ilçe uğurlardı bizi.

Hastalar olurduk ağlamaktan.

Herkesin elinde kendi pişirdiği pastaları, çörekleri

Yolluğumuz olurdu

Saatlerce yüklenmesi beklenen kamyonlar olmazdı öyle

Her evin aynıydı eşyası;

Bir masa, altı sandalye, bir karyola,iki divan.

Birkaç tahta kutu içinde mutfak eşyası.

Varsa şayet birde dikiş makinası .

Bir gazocağı,lüx feneri Kilimlerle bağlanmış yatak balyaları.

Bir büfe,bir radyo en önemlisi.

İçi su dolu çiçekle süslü fanusu Kimse kimseye özenmezdi.

Yoktu birbirimizden farkımız.

Ne amirin ihtişamı ,ne memurun yoksulluğu söylenmezdi

Aslolan makama saygı idi

Herkes samimiydi ,fakat haddini de bilirdi.

Ayrılınca bırakılan dostlarla

Tayinimizin çıktığı başka ilçelerde hasretle buluşulurdu.

Özlemler çoktu ,özenilen sadece dostluktu.

Mektuplarla özlemler hafifletilir, duygular paylaşılırdı .

Küçük bir çok ilçelerde yaşadık. Hepsi birbirinin aynıydı.

Kız görmeğe komşularla gidilir damat soruşturulmazdı.

Herkes birbirini tanırdı, iyi bilirdi.

Düğünler üç gün üç gece sürerdi.

Misafirler paylaşılırdı.

Bütün beyler beyefendi, Hanımlar hanımefendi idi .

Kıyafetler özenilerek seçilirdi

Fotür’süs beyefendi göremezdiniz

Ya hanımefendilerin zerafeti,

Şapkaları, eldivenlerine inat dantelalarla süslü olurdu.

Konuşmalar seçilir,konuşulanlar dinlenirdi.

Küçük birçok ilçede yaşamıştık.

Birbirimizi hiç ihmal etmemiştik.

Dostluklar sağlamdı.

Adam gibi adamdı büyüklerimiz .

Sadece bayramlarda değil, her günümüzde konuktuk kocaman dünyamızda.

Küçük bir çok ilçelerde yaşadık. mutlu , mesut ve birbirimizi gerçekten iyi bilirdik o yıllarda

“GARPTEN ŞARKA BİR GELİN GELDİ Hayat hikayemin şiir tadında girişi ” NURAN ÖZTÜRK BENLİ NİN KALEMİNDEN

YORUM YAZ


Henüz yorum yapılmamış.