toplu blog ortamı

Kuma / Ümran Öztürk / Kültür Sanat

 

Kuma

Otomobil  şehrin içine girince biraz daha yavaşladı. Mayıs ayında olmamıza rağmen dağlarda hala kar vardı. Bizler paltoyla bile üşüyorduk.Üşüyen parmaklarımızı ağzımıza götürüp sıcak nefesimizle ısıtmaya çalışıyorduk.Akşam çökmek üzereydi.Çarşıyı geçip bozuk dar sokaklara girdik.Evlerin çoğu topraktandı.Tek katlı küçük avlulu evler toprak dar sokaklara açılıyordu.Burada her şey birbirine benziyordu. Otomobilimiz iki katlı bir evin önünde durdu. Şoför iki kez kornaya bastı. .Korna sesini duyan ev halkı otomobilin önüne fırladı.Bir anda etrafımız kuşatılmıştı.Burası ,daha sonra aile dostumuz olan Mustafa amcaların eviydi. Bu gece bu evde misafirdik.Yarın bizim için tutulan eve yerleşecek, hayatımıza bir süre burada devam edecektik.

Cahide’yi ilk kez bu evde görmüştüm.Cahide Mustafa amca ve Reyhan teyzenin beş çocuklarından  en büyükleriydi.O geceyi   misafir olduğumuz bu sıcak evde geçirmiştik.Cahide ablayı hepimiz şimdiden çok sevmiştik..

Akşam çok güzel , sohbet eşliğinde yemekler yendi,çaylar içildi. Sanki bu aileyi yıllardır tanıyormuşuz gibiydik Sıcacık ve sağlam bir dostluğun  temelleri bu gece,bu evde atılmıştı. Vakit benim için hayli ilerlemişti.Gözlerim ağırlaşmış, tatlı bir yorgunlukla yorgun bedenim babamın dizinde uykuya dalmış ,yorucu bir günü kapatmıştı.

Sabahın ilk ışıklarıyla uyandım. Salondan yine sohbet sesleri , kahkahalar yükseliyordu. Belli ki  gece yarım kalan sohbete devam ediyorlardı. Cahide abla odaya girdi , yarım Türkçesiyle bizi kahvaltıya davet etti. Gündüz gözüyle çok daha güzel görünüyordu.Saçları gece gibi simsiyah ve uzundu. Yeşil gözlerine, siyah uzun kirpikleri daha bir güzellik katıyordu. İncecik beli ve uzun boyu ile kusursuz bir küçük hanımefendiydi.

Kahvaltımızı yaptık, semaverler demlendi, çaylar içildi .Artık evimize yerleşmeye koyulmanın zamanı gelmişti. Mustafa amcanın bize tuttuğu ev iki odadan ibaretti. Küçücük bir mutfak ve elbise dolabı genişliğinde bir banyomuz vardı. İki  basamaklı merdivenimizle geniş bir bahçeye çıkılıyordu. Van’ ın küçük şirin bir ilçesi olan Gürpınar’daydık artık. İki yılı bu evde geçirecektik. Yaz boyunca  oyun alanımız belliydi. Babam sınırlarımızı çizmişti. Duvarın öte yanına geçmek yasaktı. Bize ait alanı belirlemişti. Yaz boyunca her türlü aktivitemiz bu bahçede gerçekleşecekti. Komşularımızla iyi ilişkiler kurmuştuk.

Bahar iyiden iyiye kendini hissettirmeye başlamıştı bu küçük ilçede. Ağaçlar, çiçek açmış dereler kar sularından adeta çoşmuştu. Çocukluğunda vermiş olduğu bir coşku vardı içimde ta ki o geceye kadar.

Kapı sarsılarak çalınıyordu. Kapıyı açtığımızda Cahide abla ağlayarak anneme sarıldı.Yalvarır gözlerle bana  yardım edin, diyordu.Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum Küçücük yüreğim bu masum kızın göz yaşlarına dayanamıyordu.Annemin teskin edici sözleri de yetmiyordu bu kızı sakinleştirmeye.Annem Cahide ablayı odaya getirdi ve olayı bir kez de babama anlattı.Artık konu anlaşılmıştı. Cahide ablayı evlendiriyorlardı. Adam yaşlı ve evliydi. Ancak hiç çocuğu olmadığı için Cahide ablaya talip olmuştu. Çevresinde sevilip sayılan, toprakları ve zenginliği ile tanınan bu adama hayır diyememişti ailesi. Kısacası Cahide abla kuma gidecekti. Söz verilmiş, iş bitmişti. Buralarda adet böyleydi Söz verildiyse cayılması söz konusu bile değildi. Babam artık Mustafa amcayla konuşmanın bir faydası olmayacağını,  bu sözden dönülemeyeceğini anlatmaya çalışıyordu. Kız dövünüyor, saçını başını yoluyordu. Annem ve babam işin aslını öğrenmek için Cahide ablalara gittiler .Eve döndüklerinde bu işin geri dönüşünün olmayacağı anlaşılmıştı. Düğün tarihi bile belirlenmişti;ama Cahide abla evleneceği adamı tanımak şöyle dursun ,bir kez bile görmemişti. Kabul etse de etmese de evlenecekti onunla. Böyle bir şansı zaten yoktu. Bir hafta sonra nişan yapıldı.

Günler geçiyor Cahide abla iğneden ipliğe dönmüştü. Onu hep bahçedeki ağacın altında ağlarken görüyordum. Boynuna sarılıp var gücümle sıkıyordum. Ona hiç kıyamıyordum .Masum ve savunmasız  bir av gibiydi.

Bir sabah  Reyhan teyzenin bağırışlarıyla irkildik. Cahide abla çok miktarda hap içmiş kendini öldürmeye kalkmıştı. Babamı daireden çağırdık. Kaymakamlığın jipiyle Cahide ablayı apar topar Van’ a hastaneye götürdüler . Midesi yıkandı bir gün sonra getirdiler. Cahide ablamıza tekrar kavuşmuştuk. Küçücük bu ilçede bu olayın duyulması karşı tarafın itibarını sarsardı. Bu nedenle bu durum sadece iki aile arasında bir sır olarak kaldı.

 

Ağustos ayının ilk haftaları yine düğün hazırlıklarıyla devam ediyordu. Telaşlı günler her gün biraz daha artıyordu. Artık cahide abla tepkisizdi. Derken düğün günü geldi çattı.

Düğün dernek bahçedeki tandır evinde kuruldu. Komşu köylerden gelen misafirler karşılanıyor , yemekler yapılıyor ,ekmekler pişiyordu. Durmak bilmeyen insanlar bir o tarafa bir bu tarafa koşuşturuyorlardı..Her şeyin kusursuz olması gerekiyordu .Bu da itibar içindi.

Düğün başlamıştı artık.  Cahide ablanın yüzüne kırmızı bir peçe örttüler .Düğünden önce damadın gelinin yüzünü görmesi uğursuzluk sayılırmış.Adetler harfi harfine yerine getiriliyordu..Gelinin üzerinde yöreye ait kırmızı kadifeden fistan kiraz vardı .yüzünde kırmızı peçesi . Ortaya bir sandalye konuldu, gelin bu sandalyeye oturdu. Kadınlar birbirleriyle yarışırcasına oynuyorlardı. Türküler söyleniyor, halaylar çekiliyordu. Saatlerce süren bu gösteri bunaltıcı gelmeye başlamıştı.. Arada bir dağılan insanlar yemek yiyip çaylarını içiyorlar, yine kaldıkları yerden devam ediyorlardı oyunlarına.

Sabah başlayan düğün, hızını kesmeden devam ediyordu. Düğünün sonuna gelinmişti .Düğünlerde gelini ağlatmak için yanık gurbet türküleri söylenirdi . Bu kadar yanık türkülere gerek duymadan Cahide abla aylardır ağlıyordu zaten. Ne kadar sinir bozucu bir manzaraydı.

Vakit epeyce ilerlemişti. Düğün sona ermek üzereydi. Komşular  köyden gelen misafirleri paylaşıyorlardı. Israrlarımız üzerine bizim payımıza da Cahide abla düşmüştü. Cahide abla bu gece bizim misafirimizdi. Gürpınar’daki son gecesini babasının evinde değil de bizde geçirecekti. Bir taraftan seviniyordum bizde kalmasına, diğer  taraftan onu bir daha göremeyeceğim için içten içe üzülüyordum. Bizim eve geldiğimizde biraz sohbet ettik ve yataklarımıza yattık. Ama beni bir türlü uyku tutmuyordu. Sabahı düşünüyordum. Sabah daha üzücü sahneler yaşayacaktım.

 

Sabah davul seslerine uyandım. Cahide abla evine gitmişti. İştahsızdım canım hiçbir şey istemiyordu. Başım ağrıdan çatlıyordu sanki. Annemin ısrarıyla birkaç yudum bir şeyler yedim ve bahçeye çıktım. İnsanlar bir telaş bir koşuşturma içindeydi. Kalabalık arttıkça artıyordu. Gelin artık baba evinden çıkıyordu. Damat kayınpederine hediyeler getirmişti. Ancak Mustafa amca , bir şeylere direniyordu. Sonradan öğreniyorum ki kızbabasına, silah hediye  edilirmiş. Damat bir silah verdi. Mustafa amca birkaç el havaya ateş edip silahı kemerinin içine soktu. Daha sonra gelini evden çıkardılar. Üzerinde bu kez de fistan kirazı vardı yüzünde kırmızı bir duvak.  Şimdi de  vedalaşma faslı başlamıştı. Cahide abla tepkisiz bir şekilde Baba ve annesinin elini öpmüş, bizlere ise uzun uzun sarılıp hıçkırarak ağlamıştı. İtinayla gelini ata bindirdiler ve onyedi  yıllık yuvasından  çıkardılar. Davul zurna eşliğinde gelini alıp gittiler.

Artık o yoktu. Şenlik dağıldı bahçede bir acı, bir de birçok iş ve dağınıklık   kaldı.

Cahide ablayı bir daha hiç görmedim. Hiç gelmedi baba evine ,bekli de kendini özleterek intikamını alıyordu ailesinden.. Ama iyi haberlerini hep alıyorduk.

 

Babamın görevi dolayısıyla Yüksekova’ ya tayinimiz çıktı ve Gürpınar’dan ayrıldık. Daha sonra duyduklarımız bizi sevindirmişti. Cahide ablanın iki oğlu olmuş ,kocası da üzerilerine titriyormuş.Onun adına sevindim.Hiç değilse onun üzerine kuma gelmeyecekti.

 

Ümran Öztürk

YORUM YAZ


Henüz yorum yapılmamış.